14/3/2008 09:52

KABAĞIN SAHİBİ...

KABAĞIN SAHİBİ VARDIR ELBET
 Vaktiyle bir dervis, nefisle mücadele makamının sonuna gelir.
 Mesrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösteristen arınacak
 varlıktan vazgeçecektir.
 Fakat is yamalı bir hırka giymekten ibaret degildir. Her türlü görünür
süslerden arınması gereklidir.. .
 Saç, sakal, bıyık, kas, ne varsa hepsinden. Dervis, usule uygun
 hareket eder, solugu berberde alır.
 - Vur usturayı berber efendi, der.
 Berber dervisin saçlarını kazımaya baslar. Dervis aynada kendini takip 
etmektedir
Basının sag kısmı tamamen kazınmıstır. Berber tam diğer tarafa
 usturayı vuracakken, yagız mı yagız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer 
içeri
 Dogruca dervisin yanına gider, basının kazınmıs kısmına okkalı bir tokat 
atarak
 Kalk bakalım kabak, kalk da tırasımızı olalım, diye kükrer.
 Dervislik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş
 Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur
 Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuga oturur, berber tırasa baslar.
 Fakat küstah kabadayı tıras esnasında da sürekli asagılar dervişi, alay
eder;
 'Kabak aşagı, kabak yukarı.'
 Nihayet tıras biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre 
gitmiştir ki,
 gemden bosanmıs bir at arabası yokustan asagı hızla üzerine gelir,
 Kabadayı saskınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın
 ortasına denge için yerlestirilmis uzun sivri demir karnına dalıverir.
 Kabadayı oracıga yıgılır, kalır.
 Ölmüstür. Görenler çıglıgı basar.
 Berber ise saskın, bir manzaraya, bir dervise bakar, gayri ihtiyarî sorar;
Biraz agır olmadı mı derviş efendi?
Dervis mahzun, düsünceli cevap verir:
Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmistim
. Gel gör ki kabagın bir
 
sahibi var. O gücenmiş olmalı!

 

Hikâye böyle.Ama hayat da böyle... 

Ensemize, kafamıza vurup vurup dalga geçen sahte kabadayıların, kabagın da bir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyecegi seyin kibir ve kul  hakkı yemek oldugunu unutmaya baslayanlar, koltuklarına, makamlarına, rantlarına yapışanlar anlayacaklardır ...

 

Gelemediğim arkadaşlarım ne olursunuz affedin..Bu aralarda yoğunum...Biliyorum haklarınızı helal edersiniz.

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN..



(11 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
10/3/2008 21:52

HABİB BABA

 

Habib Baba, 4.Murad devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah dostlarındandır. Yaşlıdır,fakirdir,gariptir.Fakat Rabbinin katında da alemlere denk bir değerin sahibidir.
Yaşlı Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda İstanbul'a gelmiştir.Yolculuğunun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider... Niyeti, şöyle iyice bir keselenip, paklanmak... Bedenini de ruhuna denk kılmaktır.
Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez.
'Bugün' der, 'Sultan Murad'ın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz.'
Habib baba üzülür... Rica, minnet eder, yalvarır...
'Ne olursun' der, 'kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım.Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum.Binbir dil döker.Hamamcı ehl-i insaftır... Dayanamaz... Kabul eder... Hamamın en sonundaki odayı göstererek ...
'Baba şu odada hızla yıkanıp çık, parada istemem. Yeter ki vezirler, senin farkına varmasınlar.'
Habib baba sevinerek kendine gösterilen yere girer. Yıkanmaya başlar... Ve bu arada hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir. Boylu, poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. Onunda görünümü fakirdir... Ama sadece görünümü... İkinci müşteri kılık değiştirmiş, 4.Murad'dır. O gün vezirlerinin topluca hamam alemi yapacaklarından haberdar olan padişah merak etmiştir.
'Hele bir bakalım' demiştir, 'bizim vezirler, hamamda benden uzakta, kendi başlarına ne yaparlar, nasıl eğlenirler?'
Ve bu merak padişahı, tebdil-i kıyafet ettirerek, hamama getirmiştir.
Az önce yaşananlar bir kez daha tekrarlanır...
Hamamcı vezirler der almak istemez... Padişah ise, ne olursun der, bastırır ve padişah galip gelir... Habib babanın yıkanmakta olduğu odayı göstererek, genç padişahın kulağına fısıldar:
'Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor. Sende sar peştemali beline gir yanına... Beraber sessizce yıkanın, bir an evvel çıkın... Ve ekler: 'Aman ha! Vezirler varlığınızı bilmesinler.'
Sonra 4.Murad
da Habib babanın yanına süzülür. Beraber sessizce yıkanmaya başlarlar. Bu arada, hamamın büyük salonundan gelen tef, dümbelek, şarkı, türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır...
Habib babanın gözü, genç hamam arkadaşının sırtına takılır. Biraz kirlenmiş gibi gelir ona... Allah hikmeti gereği dostuna, o yanındakinin tedbil-i kıyafet etmiş padişah olduğunu ilham etmemiştir...
Ve yanındakini, görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanlı zanneden Habib baba yumuşak bir sesle konuşur:
'Evladım' der, 'Sırtın fazlaca kirlenmiş, müsade edersen bir keseleyivereyim.'
Padişah aldığı bu teklif karşısında şaşkınlaşır ve bü yük bir haz duyar... Haz duyar, çünkü ömründe ilk defa biri ona, padişah olduğunu bilmeden, sırf bir insan olarak, karşılık beklemeksizin bir iyilik yapmayı teklif etmektedir.
Memnuniyetle Habib babanın önünde diz çökerken: 'Buyur baba' der, 'ellerin dert görmesin'
Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı çınlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4.Murad'ın sırtını bir güzel keseler... Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez..
Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin kölesidir.
'Baba' der, 'gel bende senin sırtını keseliyeyim de ödeşmiş olalım.' Habib baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle;
'Olur evlad' deyip, sultanın önünde diz çöker. Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar...
'Baba' der, 'görüyormusun şu dünyayı... Sultan Murad'a vezir olmak varmış... Bak adamlar içerde tef,dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi...'
Habib baba Sultan Murad'ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile bırakmaz, kendi hükmünü söyler... Sultan Murad'ın Habib babadan duydukları, ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürten cinstendir:

'Be evladım' der, Habib baba, 'Sultan Murad dediğin kimdir? Sen asıl Alemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sırtını bile Sultan Murad'a keselettirir...

 
(7 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
5/3/2008 00:55

OLGUNLAŞMAK

 

DEDİĞİM ANLARDAN BİRİYDİ ..BU YAZIYI OKUDUM ..CAN DÜNDAR'DAN USTA KALEMDEN ...ÇOK BEĞENDİM.FARKLI ANLAMLAR YÜKLEDİ HAYATIMA YENİDEN..BEN DE BU YAZIYI BENİMLE  BENZER HATTA AYNI DUYGULARI PAYLAŞTIĞINI SÖYLEYEN  http://selmahlc.blogcu.com/  .ARKADAŞIMA  HEDİYE        EDİYORUM..

 

 

Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım.
İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun. Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var. "Ben demiştim", "ben bilirim", "ben zaten anlamıştım" sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor.
Kötü gün dostlarını belirtiyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.
İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor. Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Boş geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
Gerektiğinde "Hayır" demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.
Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.
Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yaşamadan hiçbir şey öğrenilmiyor. Yaşamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece.
Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım. Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum. Modaya uymak adına, popomun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim . Ayıp, günah ya da ne derler korkuları çoktan geride kaldı.
Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendim de yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.
Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun. İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor. Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu. Kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk. Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yaşadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek. İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor. Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok işe yarıyor."

>
Ê
7
5
 

(19 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
2/3/2008 03:20

YEŞİLAY HAFTASI

Her yılın 1- 8 Mart tarihleri Yeşilay Haftası olarak kutlanmakta bu çerçevede madde bağımlılığının zararları kamuoyuna ve bilhassa okullarda öğrencilere arz edilmektedir. Aslında Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Merkezi, şube ve temsilcilikleri senenin her günü Yeşilay Haftası gibi faaliyetlerine devam etmektedir.
-Tarihin hiçbir döneminde, tabii ve patolojik afetler de dahil, hiçbir felaket insanlığı günümüzdeki sigara, alkol ve uyuşturucu salgını kadar tehdit eden bir sorun haline gelmemiştir.
-Toplumda, kötülüklerle mücadeleyi şiar edinen insanlar ve kurumlar devletin ve ülkenin gerçek dostu ve sahibidirler.
-Çirkin ve zararlı davranışlarla mücadele edecek kadar medeni cesarete sahip olamayan toplumlar, o çirkinlikler içinde yok olmaya mahkumdurlar.
-İntihar olaylarında alkolün etkisi içmeyenlere oranla 58 kat fazladır.
-Yegane kurtuluş hiç başlamamaktır.
-Toplumu ayakta tutan ahlâkî değerlerin hepsine “genel ahlâk” diyoruz.
-Toplum huzurunu bozan fiiller ve yayınlar, genel ahlakın bozulmasına sebep olur.
-İnsanların mutlu ya da mutsuz olmalarında büyük rol oynayan üç duygu: MERAK, ÖZENTİ ve TAKLİT.
-Bu duygular yapıcı yönde, yani ahlâkî değerlere uygun olarak kullanılırsa, insanlar başarılı ve mutlu; menfi istikamette, yani ahlâkî değerlere aykırı olarak yönlendirilirse başarısız ve mutsuz olurlar.
-Dünya ülkelerinde çıkan yangınların %50 ila 70’inden sigara sorumludur.
-Sigara, alkolizme ve diğer uyuşturucu bataklarına götüren yolun başlangıcıdır.
-WHO’nun 30 ülkeyi kapsayan son araştırmasına göre:
-Cinayetlerin yüzde 85’i
-Irza tecavüzlerin yüzde 50’si
-Şiddet olaylarının yüzde 50’si
-Trafik kazalarının yüzde 50-65’i alkollü iken işlenmektedir.
-YİNE:
-Eşlerini dövenlerin yüzde 70’i
-İşe gitmeyenlerin yüzde 60’ı
-Boşanmaların yüzde 80’ine alkol sebep olmaktadır.
-Türk gençliği, millî varlığımızın ve geleceğimizin teminatıdır. Bu yüce hizmete layık olacak şekilde ahlaklı, inançlı ve faziletli olarak yetiştirilmelidir.
-Millî istiklal, yalnız toprak ve toplumun korunması değildir. Millî istiklal daha önce, toprağı vatan, toplumu millet yapan içtimai (sosyal), millî ve manevî değerlerin, yapıcı ve yönetici, toplayıcı ve bağlayıcı kutsal mefhumların (kavramların), millî mefahirin, tarihî ve ahlâkî geleneklerin korunmasıdır. Çünkü, bu değerler olmadıkça, bu kutsal kıymetler muhafaza edilmedikçe, toplumda millet olma haysiyeti, toprakta vatan olma kudsiyeti devam edemez. Maddi varlıklara kudsiyet, temsil ettikleri mefhumlardan gelmektedir. Mazrufunu kaybeden zarfın değeri de kaybolur.
-Kişiliğin en büyük düşmanı madde bağımlılığıdır.
-Bunlar ise insan ve toplum hayatını tahrip eden sigaradan itibaren alkol, uyuşturucular, kumar, fuhuş, rüşvet, yalancılık, hırsızlık, tahrip gibi haysiyeti rencide eden davranışlardır.
-Ülkemizin ve dünyanın en büyük problemi madde bağımlılığıdır.
-Madde bağımlılığı toplumların göz bebeği olan gençleri çürütmektedir.
-Bağımlılık, hayat kalitesinin düşmesi demektir.
-Vücudumuza giren bir gram eroin, beynimizdeki bir milyon hücreyi öldürür.
-Bütün uyuşturucular önce akıl ve iradeyi, sonra hayatı mahveder...

 

Halkımızın ve özellikle gençlerimizin zararlı alışkanlıklardan korunması için Anayasamızın 58 nci maddesine göre görev yapan Yeşilay,”Kamuya Yararlı Cemiyetler” arasında yer alan bir kurumdur. Yeşilay,19 Eylül1934 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından 2–1288 sayılı karar ile kamuya yararlı cemiyet olarak kabul edilmiştir.
 Yeşilay sembolündeki hilâl, Milli kimliğimizi ve Devletimizin bağımsızlığını temsil eden Türk Bayrağı’ndan alınmıştır. Hilâldeki yeşil renk, huzur ve mutluluğu temsil etmektedir. Bağımlı olan bir insan, huzurlu ve mutlu olamaz. Huzurlu ve mutlu olmayanlar, genel olarak başarılı olamazlar.
            Milletlerin geleceği,çocuklarının geleceğidir.Bir millet çocuklarını ne kadar mükemmel eğitir ve onların sağlığını ne kadar iyi koruyabilirse,geleceğine o kadar güvenle bakabilir.Sigara,alkol ve uyuşturucu yüzünden yılda 350 bin insanımız ölmekte,bu ölümler ve ayrıca alkol,uyuşturucu ve kumarın getirdiği bunalımlar yüzünden binlerce aile yıkılmaktadır.Yıkılan ailelerin çocukları korunmaya muhtaç ve bunların bir kısmı sokaktan gelen tehlikelere maruz kalmaktadır.İnsanlarımızın bağımlılıklara karşı korunması,ölümlerden ve bunalımlardan ve ailelerin yıkılmaktan korunması anlamına gelir.Yeşilay Cemiyeti bunu sağlamak için çalışmayı kendine ülkü edinmiştir.Onun önemi buradadır.Bunun için bütün kurum ve kuruluşların Yeşilay’ı desteklemesi,aile varlığımızın,dolayısıyla Devletimizin ve Milletimizin geleceğinin teminat altına alınmasındaki görevlerin yapılmasını desteklemesi demektir.
            Yediden yetmişe herkes, Yeşilay’ı destekleyerek,bu kutsal göreve katkıda bulunabilir...

 

Av. M. Necati ÖZFATURA

Türkiye Yeşilay Cemiyeti

Genel Başkanı


                                                                                      
 

 

Bilindiği gibi zararlı alışkanlıklar, kişinin ruh ve beden sağlığını bozan alışkanlıklardır.Ben de sizlere Yeşilay gönüllüsü olarak Sayın başkanımızın mesajlarını iletmek istedim.Bu hafta bildiğiniz üzere Yeşilay haftası bu hafta dolayısıyla sizlerde gönüllü olabilir birçok kişiye faydalı olabilirsiniz.Herkese açık bir cemiyet bu ve lütfen bu konuda hassasiyet göstermenizi rica ediyorum.Ben hertürlü sorunuza cevap verebilirim yardımcı olabilirim.Gelin sizde GÖNÜLLÜ OLUN...Destek verin geleceğimize sahip çıkın...

 

Ebrar

(9 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
29/2/2008 15:02

Tutunmak

Umutlarına tutun.
Gözlerin, Yakup sabrıyla seyreylediği bir direnişle
karşılasın sıkıntılarını
Kalbin, kuyularda ümidini diri tutan Yusuf'un çaresizliğiyle
beklesin kurtuluşunu.
Düşüncelerin, iffetine suskunluk yeminleri etmiş
Meryem kadar sessiz anlatsın
masumluğunu.
Özlemlerin, Medine'de Muhammed'in(s.a.v) gelişini bekleyen
insanların coşkusuyla karşılasın vuslatını.

Düşüncelerine tutun.
Kendi vicdanının yargıcı,
Kendi günahının tövbekarı ol.
Kendi acısının sabredeni,
Kendi sıkıntısının ilacı,
Kendi dertlerinin dermanı ol.
Kendi yalnızlığının dostu,
Kendi cümlelerinin anlamı,
Kendi sessizliğinin sesi ol...

Kalbine tutun.
Hayatın sana bırakılan sokaklarına, karmaşık duygularını
kapıların arkasına kilitleyerek çık.
Bütün yürüyüşlerin, bütün yolların sonu kendinde bitsin.
En çok da kendine özlem duy.
Aynada gördüğün yüzün, kalbindeki senden başkası olmaması için
özlemlerine tutun.
Yol uzun, vakit kısa.
Zamanın hayat törpüleyen basamaklarından, ömrümün son durağına
esenlikle gitmek istiyorsan, en çok kendini özle.
En çok kalbine, kendine tutun...

Çünkü ;

Hayat bilmeli ki aslolan, Muhammed'in (s.a.v)
Hira'dan hayatın merkezine indirdiği cümlelerin oluşturduğu yankıdır.

Hayat bilmeli ki aslolan, ölümün gözlerine yaşarken bakabilmektir.

Hayat bilmeli ki aslolan, kalbinin gerçek sahibine sımsıkı tutunmaktır...

 

Erdoğan Boz

(9 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
26/2/2008 23:32

FARKEDEBİLMEK NE GÜZELDİR


 
Farkında Olmalı İnsan...
Kendisinin, Hayatın, Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
 
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen...
 
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
 Fark Etmeli Her şeyden önce.
 Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
 Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda
 Kalacağını Fark Etmeli.
 Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi
 Olduğunu Fark Etmeli.
 
Henüz Bebekken "Dünya Benim!"Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
 Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların "Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!"
 Dercesine Apaçık Kaldığını Fark Etmeli.
 
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini, 
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
 Fark Etmeli İnsan
 Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli. ?
 Hayvanların Yolda, Kaldırımda, Çöplükte
 Kendisinin ise ,Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Fark
 Etmeli.
 
Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
 Fark Etmeli.
 Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
 Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
 Fark Etmeli.
 Eşine "Seni Çok Seviyorum!" Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş
 Gücünü Fark Etmeli.
 
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini
Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç
 Olduğunu Fark Etmeli.
 Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
 Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Fark Etmeli...
 
Alıntı..

 
 
 
FARK ETMELİYİZ .
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti,
 
Yarın Meçhuldür,

 
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür
 
O Da Bugündür...
Sevgilerimle
(18 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/24|Sonraki Sayfa>>