2/3/2008 03:20

YEŞİLAY HAFTASI

Her yılın 1- 8 Mart tarihleri Yeşilay Haftası olarak kutlanmakta bu çerçevede madde bağımlılığının zararları kamuoyuna ve bilhassa okullarda öğrencilere arz edilmektedir. Aslında Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Merkezi, şube ve temsilcilikleri senenin her günü Yeşilay Haftası gibi faaliyetlerine devam etmektedir.
-Tarihin hiçbir döneminde, tabii ve patolojik afetler de dahil, hiçbir felaket insanlığı günümüzdeki sigara, alkol ve uyuşturucu salgını kadar tehdit eden bir sorun haline gelmemiştir.
-Toplumda, kötülüklerle mücadeleyi şiar edinen insanlar ve kurumlar devletin ve ülkenin gerçek dostu ve sahibidirler.
-Çirkin ve zararlı davranışlarla mücadele edecek kadar medeni cesarete sahip olamayan toplumlar, o çirkinlikler içinde yok olmaya mahkumdurlar.
-İntihar olaylarında alkolün etkisi içmeyenlere oranla 58 kat fazladır.
-Yegane kurtuluş hiç başlamamaktır.
-Toplumu ayakta tutan ahlâkî değerlerin hepsine “genel ahlâk” diyoruz.
-Toplum huzurunu bozan fiiller ve yayınlar, genel ahlakın bozulmasına sebep olur.
-İnsanların mutlu ya da mutsuz olmalarında büyük rol oynayan üç duygu: MERAK, ÖZENTİ ve TAKLİT.
-Bu duygular yapıcı yönde, yani ahlâkî değerlere uygun olarak kullanılırsa, insanlar başarılı ve mutlu; menfi istikamette, yani ahlâkî değerlere aykırı olarak yönlendirilirse başarısız ve mutsuz olurlar.
-Dünya ülkelerinde çıkan yangınların %50 ila 70’inden sigara sorumludur.
-Sigara, alkolizme ve diğer uyuşturucu bataklarına götüren yolun başlangıcıdır.
-WHO’nun 30 ülkeyi kapsayan son araştırmasına göre:
-Cinayetlerin yüzde 85’i
-Irza tecavüzlerin yüzde 50’si
-Şiddet olaylarının yüzde 50’si
-Trafik kazalarının yüzde 50-65’i alkollü iken işlenmektedir.
-YİNE:
-Eşlerini dövenlerin yüzde 70’i
-İşe gitmeyenlerin yüzde 60’ı
-Boşanmaların yüzde 80’ine alkol sebep olmaktadır.
-Türk gençliği, millî varlığımızın ve geleceğimizin teminatıdır. Bu yüce hizmete layık olacak şekilde ahlaklı, inançlı ve faziletli olarak yetiştirilmelidir.
-Millî istiklal, yalnız toprak ve toplumun korunması değildir. Millî istiklal daha önce, toprağı vatan, toplumu millet yapan içtimai (sosyal), millî ve manevî değerlerin, yapıcı ve yönetici, toplayıcı ve bağlayıcı kutsal mefhumların (kavramların), millî mefahirin, tarihî ve ahlâkî geleneklerin korunmasıdır. Çünkü, bu değerler olmadıkça, bu kutsal kıymetler muhafaza edilmedikçe, toplumda millet olma haysiyeti, toprakta vatan olma kudsiyeti devam edemez. Maddi varlıklara kudsiyet, temsil ettikleri mefhumlardan gelmektedir. Mazrufunu kaybeden zarfın değeri de kaybolur.
-Kişiliğin en büyük düşmanı madde bağımlılığıdır.
-Bunlar ise insan ve toplum hayatını tahrip eden sigaradan itibaren alkol, uyuşturucular, kumar, fuhuş, rüşvet, yalancılık, hırsızlık, tahrip gibi haysiyeti rencide eden davranışlardır.
-Ülkemizin ve dünyanın en büyük problemi madde bağımlılığıdır.
-Madde bağımlılığı toplumların göz bebeği olan gençleri çürütmektedir.
-Bağımlılık, hayat kalitesinin düşmesi demektir.
-Vücudumuza giren bir gram eroin, beynimizdeki bir milyon hücreyi öldürür.
-Bütün uyuşturucular önce akıl ve iradeyi, sonra hayatı mahveder...

 

Halkımızın ve özellikle gençlerimizin zararlı alışkanlıklardan korunması için Anayasamızın 58 nci maddesine göre görev yapan Yeşilay,”Kamuya Yararlı Cemiyetler” arasında yer alan bir kurumdur. Yeşilay,19 Eylül1934 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından 2–1288 sayılı karar ile kamuya yararlı cemiyet olarak kabul edilmiştir.
 Yeşilay sembolündeki hilâl, Milli kimliğimizi ve Devletimizin bağımsızlığını temsil eden Türk Bayrağı’ndan alınmıştır. Hilâldeki yeşil renk, huzur ve mutluluğu temsil etmektedir. Bağımlı olan bir insan, huzurlu ve mutlu olamaz. Huzurlu ve mutlu olmayanlar, genel olarak başarılı olamazlar.
            Milletlerin geleceği,çocuklarının geleceğidir.Bir millet çocuklarını ne kadar mükemmel eğitir ve onların sağlığını ne kadar iyi koruyabilirse,geleceğine o kadar güvenle bakabilir.Sigara,alkol ve uyuşturucu yüzünden yılda 350 bin insanımız ölmekte,bu ölümler ve ayrıca alkol,uyuşturucu ve kumarın getirdiği bunalımlar yüzünden binlerce aile yıkılmaktadır.Yıkılan ailelerin çocukları korunmaya muhtaç ve bunların bir kısmı sokaktan gelen tehlikelere maruz kalmaktadır.İnsanlarımızın bağımlılıklara karşı korunması,ölümlerden ve bunalımlardan ve ailelerin yıkılmaktan korunması anlamına gelir.Yeşilay Cemiyeti bunu sağlamak için çalışmayı kendine ülkü edinmiştir.Onun önemi buradadır.Bunun için bütün kurum ve kuruluşların Yeşilay’ı desteklemesi,aile varlığımızın,dolayısıyla Devletimizin ve Milletimizin geleceğinin teminat altına alınmasındaki görevlerin yapılmasını desteklemesi demektir.
            Yediden yetmişe herkes, Yeşilay’ı destekleyerek,bu kutsal göreve katkıda bulunabilir...

 

Av. M. Necati ÖZFATURA

Türkiye Yeşilay Cemiyeti

Genel Başkanı


                                                                                      
 

 

Bilindiği gibi zararlı alışkanlıklar, kişinin ruh ve beden sağlığını bozan alışkanlıklardır.Ben de sizlere Yeşilay gönüllüsü olarak Sayın başkanımızın mesajlarını iletmek istedim.Bu hafta bildiğiniz üzere Yeşilay haftası bu hafta dolayısıyla sizlerde gönüllü olabilir birçok kişiye faydalı olabilirsiniz.Herkese açık bir cemiyet bu ve lütfen bu konuda hassasiyet göstermenizi rica ediyorum.Ben hertürlü sorunuza cevap verebilirim yardımcı olabilirim.Gelin sizde GÖNÜLLÜ OLUN...Destek verin geleceğimize sahip çıkın...

 

Ebrar

(9 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
26/2/2008 23:32

FARKEDEBİLMEK NE GÜZELDİR


 
Farkında Olmalı İnsan...
Kendisinin, Hayatın, Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
 
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen...
 
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
 Fark Etmeli Her şeyden önce.
 Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
 Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda
 Kalacağını Fark Etmeli.
 Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi
 Olduğunu Fark Etmeli.
 
Henüz Bebekken "Dünya Benim!"Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
 Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların "Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!"
 Dercesine Apaçık Kaldığını Fark Etmeli.
 
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini, 
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
 Fark Etmeli İnsan
 Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli. ?
 Hayvanların Yolda, Kaldırımda, Çöplükte
 Kendisinin ise ,Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Fark
 Etmeli.
 
Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
 Fark Etmeli.
 Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
 Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
 Fark Etmeli.
 Eşine "Seni Çok Seviyorum!" Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş
 Gücünü Fark Etmeli.
 
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini
Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç
 Olduğunu Fark Etmeli.
 Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
 Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Fark Etmeli...
 
Alıntı..

 
 
 
FARK ETMELİYİZ .
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti,
 
Yarın Meçhuldür,

 
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür
 
O Da Bugündür...
Sevgilerimle
(18 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
25/2/2008 00:49

NEREDESİN ?

 

Gün geçmez yüreğimdeki acı bitmiyor
Amansız bir hastalık gibi
Sensizlik yapayalnızlık
yüzüme yüzüme vuruyor
Sensizlik gecelerime akıyor
yorgunum halsizim güçsüzüm
İlacını bekleyen hasta gibiyim
Gözyaşlarım var bana ortak
Gecelerime şahit,yüreğimle dertleşen
Nerdesin bu hüzünlerimde neredesin?

 

(1 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
12/2/2008 13:01

ZULMETMEK...

Hiç telâş etme! Zulmetmediysen zulme uğramazsın

 

Çok eskiden İran’da Feridun adında zâlim bir hükümdar vardı. İdâresini zulüm ve baskı ile yürütürdü. Birgün gördüğü bir kadına göz koyarak, bunu sarayına getirmeleri için adamlarına emreder. Adamları buna derler ki:

Sabaha çıkamadı

- Efendimiz, o göz koyduğunuz, bir marangozun karısıdır. Kendisi ve kocası çok dindar olup, muhitte oldukça sevilen kimselerdir. Düşmanlarınız, sizin bu arzunuzu duyup, aleyhinize işi büyütürler. Bir bahane bulmalısınız. Mesela, marangoza bu gece sabaha kadar yapamayacağı bir iş teklif ediniz. Sonra da emrinizi yerine getirmedi bahânesiyle, kendisini idam edersiniz. O zaman göz koyduğunuz karısı dul kalır, kendiliğinden size gelir. Böylece aleyhinizde hiçbir dedikoduya sebebiyet verilmemiş olur.

Zâlim Feridun, akılcılarının verdikleri bu aklı pek beğenerek, marangozu çağırtıp şöyle der:

- Bu gece sabaha kadar, öd ağacından olmak şartıyla, on tane süslü taput yapacak ve şafak vakti göndereceğim adamlarıma teslim edeceksin. Şayet adamlarım geldiği anda, bunları eksiksiz teslim etmezsen, seni sarayımın zindanında astıracağım, haberin olsun!..

Marangozun, “Hükümdarım! Buna imkân yok, verdiğiniz mühleti birkaç hafta uzatmanızı istiyorum.Sabaha kadar ancan bir taput yapabilirim” sözüne, “Ben anlamam, şafak vakti göndereceğim adamlarıma, ya on taputu, yahut da buna mukabil kendi kafanı teslim edeceksin!.”.

Marangoz heyecan ve telâş içinde evine gelip, gözyaşı döküp ağlamaya başlar. Ağlamasının sebebini ısrarlı olarak hanımının sorması üzerine de, zâlim hükümdarın teklifini anlatıp, gözyaşları içinde helâllık dilemeye başlar. Kadın, kocasına, “Dur bakalım, acele etme” der ve ilâve eder:

- Sen, hiç kimseye zulmettin mi?

- Hayır, benim hiç kimseye zulmetmediğimi sen de biliyorsun.

- Öyleyse, boşuna telâş etme! Zulmetmediysen zulüm görmezsin.

Gün aydınlanırken, kapı vurulmaya başlar. Heyecandan elleri, ayakları titreyen marangoz, “Eyvah, işte geldiler. Hanım hakkını helal et!” der. Kapıyı açtığında hükümdarın adamları, “Bu gece yarısı, hükümdar Feridun, âniden öldü. Onun cenâzesi için bir tabut yapmanı, yeni hükümdar emretti” derler.

Karı-koca sevinç içinde birbirlerine bakarlar... Sonra da adamcağız, hazırladığı tabutu vermek üzere hızla marangozhaneye koşar. ..

 

Peygamber efendimiz, zalimlerin ve zalimlere yardım edenlerin kendisinden uzak olduğunu bildiriyor...Bunu düşünerek yaşayanlarla olabilmeye bu şekilde bakanlarla olabilemeye duadan başka yapacak başka birşeyiniz olamayabiliyor.Rabbim zulme uğramaktan zulüm yapanlardan olanlardan olmaktan muhafaza etsin..Aminnn

(8 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
6/2/2008 01:52

YORGUNUM ANNE..

Anne bugün ağlamak istiyorum.Anne bugün susmamak istiyorum…Bugün  üzmemek için direndiğim her şeyi anlatmak istiyorum.. Yoranları yorulduklarımı sürekli  incitmemek için sessiz kalışlarımı,içimi kanatanları  anlatmak isteyipte anlatamadıklarımı anlatmak istiyorum anne.

..

Başını okşadıklarımı başımı okşamalarımı beklediğimi saklamadan söylemek istiyorum anne..Seviyorum  diyerek haykırdığım  dağlara tepelerle denizlerle paylaştığım herkesten sevgiyi beklediğimi sana söylemek istiyorum anne…Korkularımı yalnızlıklarımı hep güçlü görünmekten yorgunum çok yorgunum  yoruldum diyebilmeyi ne çok istiyorum ne çok istiyorum anne..

...:

Anne bir oyun oynuyorum hep gülümsediğim hep verdiğim  hep hep paylaştığım herşeyiyle başkalarının olan bir oyunu oynuyorum ...

Güçlüyüm ayaktayım demekten susmaktan direnmekten güçsüz düştüm  anne

...

Yorgunum bütün duyguları içimde sakladığım herşeyi geleceğe ertelediğim rızayı kaybetmemek için yaşadığım herşeyden Herşeyden

...

Zemheri soğuklarında sıcacık sevgilerle sarınıyorum anne.Seviyorum iyikilerle ısınmaya çalışıyorum annee.

..

 

Bugün sevilmeye ihtiyacım var anne..Sahip çıkılmaya savunulmaya korunmaya bir kedinin ürkekliğinde kanadı kırık bir serçenin  kalp çarpıntısındayım herkesten ürküyorum anne

...

 

Kırılmaktan yorgun düşmüşken kırmaktan korkuyorum anne..

Kalbimin bir yanı  hüzünlerle doluyken diğer yanını hep mutluluk vermeye adadım anne..Kalbim sızılarla doluyken acıları yoketmekten  halsiz düştüm anne

...

 

İçimdeki acıları  sevinçlere  dönüştürüp yansıtmaktan yoruldum anne.Kanadım iyileşsede uçsam gitsem  beni alsalar anne yüklerimi boşaltsalar  anne

...

 

Yine maskelerimi takarak yürümek zorundayım annemm Bütün hüzünleri saklamaktan yudumladıkça acıları  büyümekten yoruldum anne..

Bildiklerimden şükürlerimle yoluma devam ederken yoluma diken yoluma set çekmelerinden nimet gördüğüm sıkıntılarla mutluyken mutsuz kılmaya çalışmalarından

....

Karanlıklarımı aydınlığa çevirmekten ışık ışık yansımaktan etrafa  iyiliklerle bezeniyor görünmekten,ayakta kalabiliyormuşum edasından herkesin benden güç almasından sığınmasından herkese güç olmaktan yorgunum

...

 

 YORULDUM ANNE VE BÜTÜN BU  YAŞADIKLARIMI SENİ ÜZMEMEK İÇİN SANA DİYEMEMEKTEN DE YORGUNUM ANNE

 

 

 

...

Ebrar

 

 

(13 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
14/1/2008 16:42

HAYIRLISI...

 
 
 
 
Mehmet işten çıkarılır. Eve gelip durumu bildirince, hanımı içeri almaz. Gidecek yeri olmadığından Şeyhin dergahına gider. Bu sırada şeyh talebeleriyle sohbet etmektedir. Bu arada börek çörek yenmekte, çaylar içilmektedir. Mehmet de aralarına katılır. Şeyh, sohbet esnasında; beterin beteri vardır, insan içinde bulunduğu duruma şükretmeli der. Bunu bir kaç defa tekrar edince, bizim zavallı dayanamaz, kendi kendine, (!.. postun üzerindesin, sevenlerin etrafında, talebelerin hizmet ediyor, keyfin yerinde… Elbette içinde bulunduğun duruma şükredersin, ya ben ne yapayım) diye mırıldanır.

Şeyh, bunun kalbindeki sıkıntıyı fark edince, evladım, sen de içinde bulunduğun duruma şükret. Beterin beteri vardır der. Mehmet dayanamaz, şu an besbeter bir durumdayım Efendim… Hem işten kovuldum, hem de evden…

Şeyh oralı olmaz aynı sözünü tekrar eder:
“Beterin beteri vardır. Sen yine de durumuna şükret.”

Mehmet, cevap vermez ama daha beterini hayal bile edemez. Bu sırada akşam olmuştur. Herkes köşesine çekilince, Mehmet de, belki hanımı razı edersem diye dergahtan çıkıp eve gider. Kapıyı çalar, hanımına “beni affet, perişanım” diye yalvarır. Fakat hanımı, içeri almaz. Kapının bir kenarına kıvrılır. Soğuktan titremeye başar, kuytu bir yere oturur, fakat çok geçmeden zaptiyeler bunu gizlenmiş olarak görünce şüphelenip karakola götürürler. Eşkaline bakınca bunu nezarete atarlar. Meğer o civarda bir hırsızlık olmuş. Hırsızın eşkali de bizimkine uyuyormuş. Zavallı, geceyi nezarete atılmış ipsiz sapsız haydutların arasında geçirir.

Şeyh, durumu öğrenir, ziyaretine gelir. Daha, nasılsın diye sormadan bizimki feryat eder:
- Nedir bu başıma gelenler? Önce işten sonra eşten oldum, şimdi de…”

Şeyh sözünü keser:
- Beterinde beteri vardır.

Bizimki dayanamaz:
- Hocam anlatamadım galiba… Suçsuz yere hırsız damgası yedim. Üstelik bu haydutlarla aynı yerdeyim, şunların tiplerine baksana…”

Şeyh hiç umursamadan karakoldan ayrılır. O gece nezaretteki zanlılar arasında müthiş bir kavga çıkar. Sille tokat birbirlerine girerler. Bizim Mehmet bir kenara sinerek boğuşanları seyreder. Bu sırada zaptiyeler kavgayı ayırır. Kavganın sebebi araştırılır. Kavganın Mehmet geldikten sonra çıktığını gören zaptiyeler, zavallıyı kavgayı başlatmakla suçlayıp tekme tokat tek kişilik bir hücreye atarlar.

O geceyi hücrede geçiren Mehmet, sabahleyin şeyhi karşısında görünce ağlamaya başlar. Başından geçenleri sıkıntıları anlatır. Ama şeyh aynı şeyi tekrar eder:
- Beterin beteri vardır, sen durumuna sabret.
Bizimki şaşkınlıktan ağlamayı bile unutur:
- Sabır mı? Sabır taşı olsa çatlar.

Şeyh güler geçer.
Bizimkinin öfkeden kanı beynine sıçrarsa da bir şey diyemez.
Şeyh gidince ortalığı birbirine katar. Bağırıp çağırır, hücre kapısını tekmeler. Gürültüye gelen zaptiye memuruna da hakaret edince fena şekilde dayak yer. Üstelik de “Bu herif yalnızlıktan sıkılmış olmalı” diyerek yanına hasta olan Mecusi bir tutukluyu koyarlar. Tek kişilik bir hücrede iki kişi olması bir yana, adamın ömrü boyunca yıkanmamış, saçı sakalı kir pas içinde, hastalıktan inlemesi bizimkini perişan eder. Geceyi Mecusi ile koyun koyuna geçirirler. Sabah olunca şeyh tekrar ziyaretine gelir. Der ki:
- Ooo… Ne kadar güzel… Bir de arkadaşın olmuş. Yalnızlık çekmezsin.”
- Böyle arkadaş olmaz olsun efendim. Herif hasta ve baygın yatıyor, üstelik de leş gibi kokuyor. Dar yerde mecburen kalıyoruz.

Şeyh yine hiçbir şey söylemeden ayrılır. Bir kaç saat sonra hasta Mecusi hem kusmaya, hem de altına kaçırmaya başlar. Mehmet hücrede yine tek başına kalabilmek için bir fırsat bilerek görevlileri çağırır. Görevliler durumun vahametini görünce; “Bundan sonra bu hücrenin temizliğinden sen sorumlusun” diyerek bir kova su ile bez verip giderler.

Nezarettekiler ikiye ayrılır, yine aralarında kavga çıkar, çoğu şişlenir ölür, kalanı da yaralanır.
Ertesi gün şeyh efendi karakolu ziyarete gelir. Hücreye yaklaşınca Mehmed’in yanık sesini duyar. O bir yandan Mecusiyi ve hücreyi temizliyor, bir yandan da dua ediyorlar.
- Ya Rabbi sana şükürler olsun, iyi ki hücreye girmişim, ben de muhakkak kavgada ölebilirdim. Bir de Mecusiye hizmet ettiğimden dolmayı Mecusi müslüman oldu.

Şeyhi görünce başını eğer:
- Haklıymışsınız efendim. Bu adamcağız hasta oldu. Temizliğini de bana yaptırdılar. Düşündüm ki, ya bu adam ölürse halim ne olur? Beni cinayetle bile suçlarlardı veya buraya hiç uğramaz, adamın cenazesiyle kim bilir kaç gün daha burada tutarlardı. İyi ki ölmedi, hem de müslüman oldu, üstelikte büyük kavgadan kurtulmuş oldum.

Şeyhi gülümser:
- Beterin beteri olduğunu anladın demek… Sana bir müjde vereyim. Zaptiyelerin yanından geçerken duydum, gerçek hırsız yakalanmış.

Mehmet çok geçmeden karakoldan çıkarılır. O da beterin beteri olduğunu yaşayarak anlar.

Yörenin bir zengini ona acır işe alır. Hanımı da iş güç sahibi olduğunu öğrenince onu tekrar eve kabul eder..
 
 
 
BİZE YAŞARKEN BELKİDE ŞER GİBİ GÖZÜKEN ACABA ŞER Mİ HAYIR MI DEĞİL Mİ? BEKLEMEYİ BİLEBİLMELİ İNSAN.. BETERİN BETERİ VAR DİYEBİLMELİ ...BUNU DEMEK KOLAY DEĞİL ELBETTE AMA DEMENİN MÜCADELESİNİ VERMELİYİZ..
Birgün her sıkıntı geçecek bu dünyadan bizimde  geçeceğimiz gideceğimiz  gibi ...Hepinizden özür diliyorum ama eve sık gelemiyorum Kayınvalideme bakıyorum bezlendiği içinde orada olmam gerekiyor o yüzden kısıtlı zamanda geldim eve...Gelen yazıları onaylamaya çalıştım yazılanları okudum ama uğrayamadım kimseye hakkınızı helal edin lütfen.Birgün tekrar yazışacağız bütüm olumsuzluklar geçecek nasılsa .. Bunlarda geçecek ....Ne geçmedi ki...:)
 
 
Sevgilerimle  EBRAR

 

(5 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/12|Sonraki Sayfa>>