27/8/2007 02:11

Berat gecesi

 

 

Berat Gecesi,Şaban ayının 14'ünü 15'ine bağlayan gecedir. Kur'ân-ı kerîm, Levhilmahfûz’a bu gece indi. Allahü teâlâ, ezelde, hiçbirşey yaratmadan önce, herşeyi takdîr etti, diledi. Bunlardan, bir yıl içinde olacak herşeyi, bu gece meleklere bildirir. Rahmet kapılarının açılıp, duâların kabul olacağı dört geceden biridir. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, bu gece çok ibâdet ve duâ ederdi. “Allahümmerzuknâ, kalben takıyyen mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve şakıyyen.” duâsını çok okurdu. Şaban ayında oruç tutmak çok sevaptır.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

­ Şaban’ın on beşinci gecesi olunca, gecesini ibâdetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Affedilmek isteyen yok mu, günahlarını affedeyim? Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim? Derde müptelâ olan yok mu, sıhhat, afiyet vereyim? Ne isteyen varsa, istesin vereyim!” Bu hâl, imsak vaktine kadar devam eder.

­ Bu gece göklerin kapıları açılır, melekler müminlere müjde verir, ibâdete teşvik ederler.

­ Berat gecesinde çok ibâdet edin! Yoksa kıyâmette pişman olursunuz.

­ Bu gece, salih akraba ile ilgisini kesen, büyüklenen ve ana babasına âsi olanlar affa uğramaz.

­ Cebrâil “aleyhisselâm” bana geldi. Kalk, namaz kıl ve duâ et! Bu gece, Şaban’ın on beşinci gecesidir, dedi. Bu geceyi ihyâ edenleri, Allahü teâlâ affeder. Yalnız, müşrikleri, büyücüleri, falcıları, hasisleri, alkollü içki içenleri, fâiz yiyenleri ve zina yapanları affetmez.

­ Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri [işleri] Allahü teâlâya arz olunur.

­ Berat gecesini ganimet, fırsat biliniz! Çünkü, belli bir gecedir. Şaban’ın 15. gecesidir. Kadir gecesi, çok büyük ise de, hangi gece olduğu belli değildir. Bu gece, çok ibâdet yapınız! Yoksa, kıyâmet günü pişman olursunuz! Kıyâmette pişman olmamak için, bu geceyi ganimet bilmeli, tevbe ve istiğfar etmeli, kazâ namazı kılmalı, Kur’ân-ı kerîm okumalı, Müslümanlara duâ etmelidir.

 

(16 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
21/8/2007 13:56

HZ.NEVFEL...

 

Birgün Hz. Peygamber, Allah yolunda cihad etmenin faziletinden bahsediyordu. O kadar ki, o yolda şehit düşenlerin karşılaşacağı nimetler ve göreceği ikramlar dinleyenleri âdeta mestediyordu. İşte bu dinleyenlerin arasında Nevfel adında biriside vardı.

Silahını kuşanıp atına binip Hz. Peygamberin yanına geldiği zaman, anneciği de yanında idi.

Kadıncağız ağlayarak:

“Yâ Resûlallah! Benim gözümün yaşına acı. Benim hayatımda gören gözüm ve tutan elim bu oğlumdur. Bundan başka sığınacak kimsem yoktur. Çok garip ve fakirim. Oğlum da çok gençtir. Harb etmesini bilmez. Soğuğa sıcağa dayanamaz. Sonra ben yalnız kalır kötü durumlara düşerim. Kimse hâlimi bilmez” dedi.

Resûl-i Ekrem kadına acıdı ve Nevfel’e:

“Evladım ben sana kefil oluyorum. Cihâd sevabını aynen alacaksın. Şehid olma mertebesini de kazanacaksın. Yaşlı ve kederli annenin rızâsını al, göz yaşlarını akıtma. Bize şefâate gelmişken onu ayrılık ateşine yakma” buyurdular.

Nevfel:

“Yâ Resûlallah, beni cihâddan geri bırakmayınız. Bu arzumdan vazgeçmek elimde değil. Hak yoluna canımı ve başımı koymuşum. Anneme dua buyurunuz Rabbim ona çok sabırlar versin” dedi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Nevfel’in annesine:

“Gel bu yiğiti hayırlı yoldan alıkoyma!” buyurdular.

Annesi Hz. Peygamberin ricası karşısında :

“Yâ Resûlallah, oğlum savaş hâllerini bilmez, ama onun her halini koruyup gözetmen için sana ısmarladım” dedi.

Hz. Peygember kadıncağızın bu dileğini kabûl ettiler.

Sefer bitti ve İslâm ordusu, pek çok ganimetle birlikte geri döndü. Ancak bazı sahabeler şehit olmuşlardı. Nevfel de onlardan biriydi.

Nevfel’in annesi Resûl-i Ekrem’in huzuruna varıp, oğlunu sordu. O Şefkâtli Nebî bu haberi annesine vermekle onun gönlünü incitmekten çekindi.

“Geride kaldı, gelenlerden sor!” buyurdu.

Kadıncağız, Hz. Ali yanına geldiğinde ona sordu. Hz. Ali:

“Resulullah’tan sordun mu?” dedi.

Kadıncağız:

“Evet sordum” deyince, Hz. Ali, Resûl-i Ekrem’in kadının kalbini incitmemek için böyle söylediğini anladı ve arkadakileri göstererek:

“Geriden gelene sor” dedi.

Kadıncağız geriden gelen Hz. Osman ve Hz. Ömer’e den de aynı cevabı aldı.

Yol bekleyen gözleri Hz. Ebu Bekir’i gördü. Nevfel’ini gelip, Hz. Ebu Bekir’den sordu. Resûl-i Ekrem’in mağara arkadaşı, mûbarek sakalını dudakları arasında sıkarak içinden:

“Ya Rabbî, bir gönül kırmaktan Habib-i Ekrem’in sakındı ve Ali ve Osman ve Ömer de kaçındı. Ben zor bir halde kaldım. Eğer Nevfel’in şehit olduğunu söylesem Hz. Peygambere muhalefet etmiş olurum. Eğer geride kaldı, geliyor desem, yalan söylemiş olurum. Doğru söylesem, bir gönlü yıkmış olurum. Yalan söylersem din yıkılır.

Sen bana bir söz ilham et. Bu annenin yanık yüreğini teselli edecek bir kolaylık ihsan eyle” diye dûa etti ve içten gelerek: “Yâ Allah!” dedi.

O anda okun yaydan çıktığı gibi Nevfel, elinde kılıç olduğu halde süratle geldi. Hz. Ebu Bekir’e selam verip:

“Beni mi çağırdın yâ Ebu Bekir, buradayım!” dedi. Hz. Ali’ye ve bütün ashab-ı Kirama selam verdi. Bütün sahabeler hayrete düştüler.

Zübeyr bin Avvâm diyor ki: Resûllullah (s.a.s.) seferden dönünce mescide gidip iki rekat namaz kılar idi. Bu sefer de Resûl-i Ekrem mescidde oturuyordu. Kapıda bir kalabalık toplandı. Nevfel’in içeri girip selam verdiğini gördüler. Resûl-i Ekrem Nevfel’i karşılayıp selamını aldı. Otururken:

“Bu, Allah’ın bir âyetidir, acaba kimin duasıyle meydâna gelmiştir?” dedikleri sırada, Cebrail (a.s) gelip:

“Ya Resûlallah! Şükür secdesi et! Cenab-ı Hak, ümmetinden Hz. İsa gibi ölüleri dirilten birini yaratmıştır. Allah selam ediyor, mağara arkadaşın Sıddık sakalı ağzında iken bir kere daha “Ya Allah” deseydi, İzzetim ve Celalim hakkı için bütün şehidleri diriltirdim. Ben, Ebu Bekir’den razıyım. O da benden razı mıdır? Onun sözünün üzerine Nevfel’i dirilttim. Çünkü o câhiliyet devrinde yalan söylememiştir,” buyurduğunu haber verdi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem, Hz. Ebu Bekir’in sakalını öpüp Cebrail’ nin getirdiği müjdeyi haber verdikten sonra:

“Allah sana büyük bir ikram da bulunmuştur. Rabbim’e hamd olsun ki, ben dünyadan ayrılmadan önce ümmetimden Hz. İsa gibi Allah’ın izniyle ölüleri dirilten birini gösterdi” buyurdu.

Bu olaydan sonra Nevfel iki yıl daha yaşadı. Evvel ki oğullarından başka iki oğlu daha oldu. Sonra Yemâme cenginde şehit oldu.

(9 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
10/8/2007 23:03

Miraç Kandili

(4 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti

İran fethedilmeden önce İran ve Osmanlı devleti arasındaki gerginlik iyice büyümüştü. İran şahı Osmanlı Devleti’ni Anadolu’ya girmek ve elçiler göndererek hakaret etmek yoluyla savaşa tahrik ediyordu. Devletin başındaki padişah “Dünya padişahı” Yavuz Sultan Selim, bir taraftan Avrupa’yı düzenleme çalışmalarını sürdürürken bir de öbür taraftan İran çıkmıştı.Zaten yüce Sultan , İran’ı almayı önceden kafasına koymuştu fakat gerekli şartların oluşmasını bekliyordu. Şah İsmail’in maksadı sinir bozmaktan öte bir şey değildi.Nitekim Otluk beli savaşında Şah, birçok Avrupa kralı gibi eşyalarını savaş yerinde bırakıp tabanları yağlayacaktı.İşte bu zamanlarda bir gün Şah İsmail’in elçisi Osmanlı sarayına gelir.Şah tarafından Sultan Selim’e gönderilen hediyeyi getirdiğini söylemektedir.Elçi kabul edilir.Hediye paketi bir sandıktır.Padişah sandığın açılmasını emreder.Sandık açılır; içinde bir bohça vardır.Bohça açılır.İçinden bir bohça daha çıkar.O da açılır onun içinden bir bohça daha.Her bohçanın altından bir bohça daha çıkmaktadır.Böyle iç içe nerdeyse on beş bohça açılır.En sonunda en alttaki bohçada açılır ve ortalığa leş gibi pis bir koku yayılır.hediye diye gönderilen şey bir insan pisliğidir.
Yavuz Selim han hemen buna cevap olarak bir paket hazırlanmasını söyler.Aynı şekilde bir sandık hazırlanır ve gönderilir.Sandık şah İsmail’in huzuruna getirilir.Şah aslında kendi yaptığına benzer bir şey gönderildiğinden emindir ama yinede merak ettiğinden sandığı açtırır. Sandığın içinden aynı şekilde iç içe bohçalar çıkmaya başlar.En içteki bohça açıldığında ise başta şah olmak üzere herkes büyük bir şaşkınlığa uğrar.Çünkü çıkan mis kokusu içinde bir paket Türk lokumudur.Şah’ın yardımcısı paketi eline aldığında altından bir kağıt çıkar, kağıtta;
 
, “Herkes yediğinden ikram eder” yazılıdır...
,
HER KAPTAN DIŞINA İÇİNDEKİ SIZAR ,, FAZLA SÖZE HACET YOK GALİBA PADİŞAHIM GEREKENİ SÖYLEMİŞ DEĞİL Mİ ? :)
(3 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti
14/6/2007 11:38

Ayakkabıcının Korkusu

Âbidin biri ibadet etmek üzere dağa çıkar. Bir gece rüyasında "Falan ayakkabıcıya git! Senin için dua etsin" denir. Âbid dağdan iner, adamı bulur, ne iş yaptığını sorar. Adam, gündüzleri oruç tutup, ayakkabı işlerinde çalıştığını, kazandığı para ile ailesini geçindirdikten sonra fazlasını tasadduk ettiğini söyler.

Âbid, adamın güzel bir iş yaptığını ancak kendisinin dağda sırf ibadetle meşgul olmasını daha iyi bulur ve tekrar ibadetine döner.

Yine gece rüyasında, (Ayakkabıcıya git ve ona, "Bu yüzündeki sararmanın sebebi nedir?" diye sor) denir. Âbid gider ayakkabıcıya bunu sorar. Ayakkabıcı, "Kimi görürsem, bu kurtulacak da, ben helak olacağım der ve kendimden korkarım. Yüzümün sararması bundandır" der.

İşte o zaman âbid, ayakkabıcının bu korku ve tevazu ile üstünlük kazandığını anlar

(2 Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti

(yok Yorum yapılmış) Yorum yaz! Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/5|Sonraki Sayfa>>